8 Aralık 2018 Cumartesi

Anıt

Şu aralar çok hissizim, hissizsin sevgili kendim. Donuk, dondurulmuş.
Kendisi kendisini doldurmuş ve dondurmuş.
Yalayıp yutmuş sanki yenilmeyi.

Çok sigara içiyorum dolu dolu,
Saçlarım yeşeriyor ve gözlerimde
Domatesler büyüyor gözlerimde.
Çok sigara içiyorum hissiz günlerde.

Defterler dolduruyorum ve sayfaların yapraklarına gömüyorum kendimi, günleri.
Kafayı patlatmak üzere yolculuğumda kademe kademe çıbanlarımı söküyorum içimden ve derimin arasından sıyırıp çıkartıyorum küflü zehri.

Zümrüde benziyor kimi zaman rengi kalbimin,
Alacalı morlar sarıyor çevresini gözlerimin
Yeşilin ucunda parmaklarım boyuyor kışın açan mantarları
Bir yerlerde kazınıyor zihnimin parçaları.
Zülfiyare dokunuyorum.

Durdum. Boğazım kitleniyor bazen ve kimi zaman konuşamıyorum.
Konuşmazken konuşuyorum, susuyorum ve dinleniyorum.
Sustuğumda dinlendim göğsünde saygının
Kanatlarımdan birkaç tüy düştü ve akşamında öldüm
Sıcacık küllerin köynuna döndüm
Gözlerim akşamüstü büyür
Kuğuların kuyruğunda örümcekler yürür
Yıldızların göz kırptığı gökyüzünden
Yıldızlara bakıp göz kırpanlara...

Zaman yavaşlıyor bazen ve hızlıca bırakıyor kendini akışına
Geriliyor bazen ve titreşiyor titreşimlerinin içinde
Sonra yutuyor kıpraşmaları ve birleştiriyor göğsünde
Rahmine iniyor şerefi kıvılcımların
Ve patladığında zaman ellerimize ve gözlerimize değiyor renkleri

Zamanım yok.
Dilime düşürmeye zamanım yok.
İçtiklerimi kusamıyorum, midemde tutamıyorum
Hatrıma dağılmış parçalar, savrulmuş yaşam.

Kışı soluyorum
Ve ilkbahardan kelebekler üflüyorum yüzünüze
Kıştanmış hissizliğim, kardanmış donukluğum
Beyaza boyamış dolunay beni.
Kulaklarına sessizliği doldurmaya hazırlan
Kristallerin arasından gün ışığına varıncaya

Yıldızların göz kırptığı gökyüzünden
Yıldızlara bakıp göz kırpanlara...