24 Eylül 2017 Pazar

İtiraf

Bundan sayısının çok da önem arz etmediği kadar sene önce; birileri rüya görürken ve başka birileri kahvesinin sıcaklığını serin bir gecede yudumlarken, bir başkalarının bir ilişkisi başlamış. Günahların denizle günü batırdığı bir ilişkiymiş bu. Kendini hiçbir yere koyamamış, kenarda köşede kaybolmuş, iki kadının, göz yaşlarında birbirlerine dokunmasıyla, siyah kaplı demir kapılar ardında başlayan ilişkisi...
Bu dokunmaya bile kıyamıyorum, onu izlemeye doyamıyorum ilişkisinde, biri diğerinin uzun ve kıvırcık saçlarına ve o saçlara dolanmaya tutkunmuş, ancak kendi saçları bir kadına göre neredeyse yokmuş. 
Biri okuduğu tüm kitapları, o kadın dediğine yazmak ister, içine girdiği her macerayı ona soluksuzca anlatma heyecanı besler, diğeri boğazında düğümlenen, ona bakınca gözlerin ışıl ışıl oluyor, parıltılarıyla o heyecana ortak olurmuş. Biri diğerinin tenini kadife gibi görür, çaldığı, söylediği her tınıda defnelere, hanımellerine bulanırmış, diğeri dişi bir kuş misali yuvasını sevgileştirdiği dizlere, zarafetle örmüş. 
İmkanı yok, söylevlerinin çemberler oluşturduğu çevrelerinde aylarca münakaşa dahi yapmamış bu iki kadın. 
Derken bir gün çoktan unutulmuş bir sebepten, rengarenk birer bilye gibi kırılıp birbirlerine doğru saçılmışlar. Gözleri birbirlerinden hiç ayrılmasa bile, bilye kalplerini birleştirmenin kolay olmayacağını unutmuşlar. Birkaç gün sonra biri beline kadar uzanan, kıvır kıvır tomurcuk kokan saçlarını çenesine dayamış. Dayamış ama sonra yuvası gelmiş aklına, utancından kızara bozara, nasıl olmuş, diye sormuş.
Diğeri afallamış, ne dese bilememiş, elbette gönlünün renklerine bağladığı kadın bir iki telden daha değerliymiş. Böylece o gün bir karar verilmiş, çünkü ikisi de uzun saçı pek bir severmiş; ne olursa olsun kimse saçlarını kesmemeliymiş. 
Gel zaman git zaman bilyeler başka yollara yuvarlanmış. 

Ve birinin saçları neredeyse sırtının orta yerine varmış...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder