28 Ağustos 2016 Pazar

Güvercin

Küçük bir güvercin gibiydi kadın, sımsıkı sarılsan da kanatlarını tutamazdın, aslında kıyamazdın da, çünkü incecikti ayak bilekleri, yerden kesilmişçesine. Dolunay zamanları parmak uçlarında atardı kalbi, güneş kirpiklerine ışıklar üflerdi, gülümsemesi göz yaşları kadar derindi ve ne gülerdi, ne de ağlardı.

Şaraplara öptürürdü dudaklarını, bülbül gibi şakıyamazdı, güvercin kadar derindi sesinin hisleri; yinede serçeler gibi konuşur,  kadehinden tattırmazdı, çünkü ufacık gönlü, görünenden fazla sarhoş ederdi insanı.

Ah... Minik dostum renkli güvercin, kanatlarını ruhunda taşıdığı gibi, renkleri de göz kapaklarının aralarından okunurdu, uçsa rüzgarlar kanatlarına akacak, aşkı bulsa gök kuşağına konacaktı... Ama o bulutlara dokunamayanlar için bulutları yutardı.

Boynunu dolardı bazı geceler koynuma, kargaları fısıldardı, kuzgunları kusardı, kokladığı çiçekleri tattırırdı bana... Ninnilerle okşardım bende anı dolu saçlarını, okşadıkça salardı boynunu, rahatlardı sıkılmış dişleri, ufak bir nefesle rüyalara karışırdı bedeni.

Kafesi yoktu ruhunda ama bedenini hapsetmişlerdi sanki, bilmezlerdi ki o dolanırdı dünyanın dört bir yanında her göz kırpışında. En büyük kahkahası da bunaydı geceleri. Uyumazdı çünkü yatağında, tutsak olmadı hiçbir zaman yastığına.

Çünkü incecikti kalbi, sığmazdı kocaman avuçlara.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder