3 Ocak 2014 Cuma

Acı

Bir bahar sabahıydı. Şehrin ortasında unutulmuş tertemiz bir doğanın içinde yaşıyordum. Evime gitmek için kullandığım patika yol her baharın ilk sabahı olduğu gibi sıcak kara bulanmıştı. Ağaçlardan dökülen bembeyaz çiçeklerdi yerdeki kar.
Sabahın erken saatleriydi. Sevdiğim kadının elinden tuttum üzerimize hafif bir şeyler giyip sokağa fırladık. Baharın ilk sabahıydı... Patikaya götürdüm onu. El ele yürümek için. O gün o beyaz çiçekler yoktu patika yolu örten. Taşları teker teker sökülmüştü. Çamur içindeydi. Bir umut yolun yarısına kadar gittik. Yolun yarısına geldiğimizde siyah damlalar indi üzerimize. Yağmur bulutları kap karaydı. Hep huzur bulduğum bahar sabahı pislik olmuştu.
 Sağımda durduğuna emindim. Bir anda elini hissedemedim. Aniden dönüp baktığımda orada değildi. Pis patikanın ortasında yalnız kalmıştım. Ağaçlar birer birer soldu. Üstüme geliyordu her şey. Teslim oldum. Hayata...
Yere uzandım. Siyah yağmurun içime yağmasına izin verdim. Bıçak oldu damlaları bedenimin içine saplandı. Acı çekiyordum. Dayanılmaz bir acı olduğunun farkındaydım. Fakat hiç bir şey yapamadım. Hayatım boyunca çektiğim acıya bedel bir ağrı değildi bu. Sancı mıydı emin bile değilim.
Ölümü bekleme sürecime yine geri dönmüştüm. Gözlerimdeki karaltıyı, ruhumun özgürlüğünü hala o gün yerde yattığımda ki gibi bekliyorum.
Bedenime hapsettiğim özgür ruhum bir gün gerçekten özgür olabilecek. Bir gün gerçekten doğaya geri dönebilecek. O güne kadar kirlenmiş bedenim içinde hapis hayatı yaşayacak hücrelerimle...
Kanım vücudumdan sonsuza dek çıkıp toprağa karışıncaya dek acı peşimi bırakmayacak. Ait olmadığım yerdeyim. Ait olana kadar acıyı en saf haliyle damarlarıma, kalbime ve zihnime vereceğim. Ta ki bu beden yıkılana kadar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder