5 Kasım 2013 Salı

Yeni Hayatlar

  En güzel kıyafetlerimi giydim. Aynada kendimi toparladım. Tüm ihtişamımla beyinlerine bir elveda deyip kapıyı çarptım ve evden çıktım. Stabil, tek düze ilerleyen hayatımdan hiç hoşlanmazdım. Her gün aynı evde dönüp dolaşıp gelmekten, aynı bardaktan kahve içmekten, aynı sigarayı, aynı alkolü içmekten her zaman nefret ettim. Aynı yerleri gezmekten, aynı insanları görmekten, aynı duvarlara dokunmaktan...
  Terk ettim o gün her şeyi. Kapıyı vurduğumda bitmişti.
  Bitti.
  Yürümeye başladım ezberlediğim yolları unutmak için yürüyordum. Bir minibüse bindim. şehrin dışına doğru yaklaştığımda indim ve otoyola doğru yürümeye başladım. Yol arkadaşım beni bekliyordu. Bizim gideceğimiz yönde giden bir arabaya el işareti yaptık ve araba durdu. Gidecekleri yeri sorduk ve bizimde oraya gittiğimizi söyledik. Elbetteki bırakacaklardı. Arabaya bindik. Önde iki erkek oturuyordu. Tam istediğimiz gibiydi. Kafaları kıyaktı. Şoför koltuğunun yanındaki bacaklarımı kesiyordu, diğeri yamuk yumuk sürüyordu. Zamanını bulduğumuzda cebimdeki keskin bıçağı çıkardım, şoförün boynuna dayadım, aynı anda arkadaşım diğerinin kollarını kavrayıp arkaya doğru çekti. Bağırdım "Kenara çek!" Gülmeye başladı. "Kız başınıza... Komik olmayın." Bıçağı iyice bastırdım, ufak bir çizik attım. "Kenara çek dedim!"
  İşin ciddiyetini anlayan genç arabayı kenara çekti, arkadaşım ilk önce ellerini tuttuğu çocuğu kapıyı aralayarak dışarı attı ellerini bağladı. "Kıpırdarsan ne olacağını biliyorsun di mi?" Diye bağırdı. Çocuk kafasını salladı. Ardından buğazına bıçak dayadığım çocuğun kapısını açtı otobana doğru fırlattı ve hızlı bir şekilde arabaya bindi, sürmeye başladı. Kelebek aynasından bile bakmadık onlara. Öne sıçradım. Müziği açtım, ayaklarımı uzattım. Yolumuz uzundu. Uyku yoktu.
  Gecenin karanlığı aydınlığa büründüğünde gelmiştik yeni bir şehre. Önceden ayarladığımız yıkık dökük otele girdik. Odanın anahtarını aldık ve odaya çıktık. Çantaları fırlatıp biraz uyuduk. Uyandığımızda birer fincan kahve biraz bisküvi yedik. Eşyalarımızı alıp otelin parasını ödeyip çıktık. Arabaya bindik.
  Bom boş bir arazi gördük. Tam istediğimiz yerdi. Demirlerle kapatılması bizim oraya girmemizi değiştirmedi.  Arkadaşımın arabayı hızla demirlere doğru sürmesiyle demirlerin yere inmesi bir oldu. İçeriye doğru ikiyüz metre ilerledikten sonra kontağı kapattık. Arabayı yaktık ve oradan ayrıldık. Şehir merkezine indiğimizde vedalaştık. Birbirimizle olan yol arkadaşlığımız sona ermişti.
   Gece çöküyordu. Daha önceden konuştuğum fakat sadece bir kez görüştüğüm bir adamla buluştum. Bana bir otel ayarladı. Elime kokain tutuşturdu. Artık paramı kazanabilirdim. Sırt çantamı otele bırakıp bir şeyler atıştırdıktan sonra iş zamanı gelmişti. Daha önceden kullandığım için piyasayı biliyordum. Otel odasında hepsini ayrı ayrı poşetlere koydum. Dışarıya çıktım. Gecenin geç saatlerine kadar soğuk, ıslak sokaklarda iyi paralar kazandıktan sonra bir bara gittim. Sarhoş olduktan sonra otele döndüm. Bu yeni hayatımdı.
   Artık her gece farklı otellerde kalır, farklı insanlara, farklı uyuşturucular satar oldum. Hatta fahişeler pazarlıyor, yeraltı partilerine katılıp insanları soyup çıkıyordum. Tek başıma hayatımı en eğlenceli şekilde sürdürüyordum. Her kazancımdan sonra istediğim herhangi bir bara girip otele sarhoş dönüyordum. İşi iyice ilerletip her yıl farklı şehre gitmeye başladım. Hiç kimseye hiç bir şeye bağlı değildim. Bağlı olduğum şey sadece hayatımdı. Özgürlüğümü yalnızlığımdan doğuruyordum.
   Seks, uyuşturucu, partiler, şehir hayatı, alkol üzerine kurduğum hayatımda bir süre sakinlik istediğimi fark edince para biriktirip sahil kıyısında bir kasabaya gittim. Gün doğumunu izledim, sahilde uzandım, denizde kayboldum, ormanın kokusunu ciğerlerime çektim, gece sessizliğinin sesini dinledim.
   Bir süre orada kalmaya karar verdim. Artık sabahları odama kahvaltı getirmiyordu kimse. Öğle yemeğimi kendim yapmak zorundaydım. Sabahları erken kalkmaya başladım. Bakkaldan üç günde bir ekmek alıyordum, evimden süt eksik olmuyordu, köylülerin kendi yetiştirdiği sebzeleri sattıkları pazara gidip sebze meyve alıyordum. Araba kullanmıyordum her yere yürüyordum. Yalnızlığın tadına daha çok vardım.
   Bir yandan şehir hayatını özlemeye başladım ama bu hayatı da seviyordum. Öyle kararsızlığa düştüm ki benim yaşayacağım hiç bir yer yoktu dünyada. Şehri seviyordum, şehirde yaşamak istemiyordum. Kasaba hayatını seviyordum, orada da yaşamak istemiyordum.
   Bir süre sonra bu dünyaya ait olmadığımı anladım. Ne olur ne olmaz diye yatağımın altında sakladığım silahı kutusundan çıkardım, kafama dayadım. Hiç soluk almadan sıktım.

Puff...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder