14 Kasım 2013 Perşembe

Yalnız Kadınlar

    Sarhoşum. Apartmanın merdivenlerini teker teker, zar zor çıkıyorum. Ayaklarımı kontrol etmekte zorlanıyorum. Kapıya vardığımda anahtar deliğini bulmaya çalışıyorum. Biraz uğraşıp bulduktan sonra kapıyı açıyorum ve karanlık soğuk bir eve geliyorum.
Yatağıma yatmıyorum, buraya hala evim diyemiyorum. Uyuyabilmek için televizyonu son ses açıp koltuğun bir köşesine kıvrılıyorum ancak. Yastıkları birer birer yere atardım önceden rahat edeyim diye sonra sabah hepsini teker teker yerine koyardım. Artık hiçbirini yapmaya gücüm kalmadı.
    Yine her zamanki gibi televizyonu açıp koltuğun köşesine kıvrılıyorum, üzerime bir pike alıyorum. Saatlerce yatakta debeleniyorum.
    Gözüme uyku girmeyen bir geceye daha merhaba. Pes edip kendime bir fincan kahve yapıyorum. İçtiklerim yetmezmiş gibi içine biraz da likör koyuyorum. Balkona çıkıyorum. Dar ve sessiz sokaktan ancak on dakikada bir birkaç insan geçiyor. Sayıyorum. Dakikaları, insanları...
    Bir ara saymayı bırakıp bomboş sokaktan yalnız geçen bir kadına odaklanıyorum. Bir süre izliyorum. Kısa yırtık şortlu, sanırım kumral saçlı, bembeyaz bir teni var. Tam kapımın önünden geçip gidecekken; yukarıdan, balkonumdan sesleniyorum: "Niye yalnızsın bu saatte?" Anında cevap veriyor. "Sadece bu saatte değil." Gözleri yarım yarım bakıyor. Belli o da içmiş. "Ne seversin bilmem ama bence sende bu saatte bir fincan kahveye hayır diyemezsin. Yalnızlığı paylaşabiliriz." diyorum. Dağılmış saçlarını eliyle geriye doğru atıyor. Boğuk bir sesle evin girişinin tam olarak nerede olduğunu soruyor. Arka tarafı gösteriyorum ardından kapıyı açıyorum. İçeri giriyor. "Üç odalı bir ev burası fakat salondan dışarı çıkmam. Biraz dağınıktır. Nereye istersen oraya geç." Dedikten sonra ben mutfağa, o da tam benim uyumak için kıvrıldığım köşeye geçiyor.
    "Kahvene likör ister misin?" Diye soruyorum. "Kahvenin her türlüsünü içerim. Nasıl istiyorsan öyle yap." diyor. Çok sürmeden kahveyi yapıp içeriye gidiyorum.
    Güneş doğmak üzere... Yalnızlığımızı unutmuş gibiyiz. Birbirimize bakıyoruz; gözlerimizin içi gülüyor. Her kelimede bir adım daha yaklaşıyoruz birbirimize.
    Bir adım daha...
    Bir adım...
    Gözlerimiz yavaşça kapanıyor, dudaklarımız usulca birleşiyor. Yavaş yavaş soyunuyoruz. Gün doğuyor, yalnızlığımız batıyor. Her dokunuşta daha fazla etkileniyoruz birbirimizden, her öpücükle daha fazla geçiyoruz kendimizden. Tenlerimiz birleşiyor daha fazla her seferinde.
Tüm saflığımızla uyumuşuz. Televizyon kapalı, sessiz bir odada... Gözlerimi açıyorum, bana bakan iki göz görüyorum. Bir öpücük koyuyor tam burnuma. "Ne sevdiğini bilmem ama kahvaltı hazır." Diyor. Hafif bir tebessümle evde nasıl kahvaltılık bir şeyler bulduğunu soruyorum. "Anahtarı masanın üzerine koymuşsun; bende markete gittim, bir şeyler aldım."
    En son ne zaman biri bana kahvaltı hazırladı hatırlayamıyorum. Hemen yataktan zıplayıp, sabahlığımı üstüme geçirdiğim gibi sofraya oturuyorum. İkimizde çok mutluyuz. Kahvaltı sofrasına tat katan kahkahalarımız. Yalnız değiliz artık. Geriye kalan tek bir şey var.
    Kaybetme korkusu...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder