30 Kasım 2013 Cumartesi

Gece

     Kulaklarım çınlıyor yoğun sessizliğin içinde. Henüz yağmamış karın ciğerleri yakan tatlı kokusu caddelerde süzülüyor. Hiç bir apartmanın ışığı yanmıyor. Rüzgarın sesi kulaklarımın yanlarından teğet geçiyor. Yol kenarına park etmiş arabalar terk edilmiş gibi ağlıyor. Uzaklardan duyduğum köpek sesleri ara sıra rüzgarı delip kulaklarıma erişiyor. Bu gece gökyüzünün maviliği parlayan yıldızlar sayesinde biraz daha belirgin. Gök yüzüne baktıkça gitgide derinleşiyorum. Yumuşacık gök yüzünde parmak izlerimi hafifçe bırakıyorum.
     Ağaçların gölgede kalan kısımları simsiyah yeşilliklerini sokak lambaları boyuyor... Nefes alışım kuvvetlendiğinde hanımeli kokularını hissediyorum. Burnuma gelirken dans ediyorlar soğuğun içinde.
Eski evlerde yanan soba dumanları kimseye görünmeden göğe yükseliyor. Habersizce bulut oluyor sonra yok oluyorlar.
     Öyle güzel bir hava var ki kendimi evimin rutubetli odalarına hapsetmek istemiyorum. Yıldızların her birini sayıyorum. Her göz kırpışı kalbimde hissediyorum. Sönmeye yüz tutmuş sokak lambası sonunda sönüyor.
        Her şey karanlıkta daha belirgin.
Saat epey geç olduğunda eve geri dönmek için toparlanıyorum fakat birden cıvıldayan kuşlar eve dönmeme engel oluyorlar. Senfonilerini dinliyorum. Sadece onların sesi, hanımeli kokuları ve yıldızlı, masmavi gök yüzü var yanımda... Daha ne isterim...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder