25 Ekim 2013 Cuma

Kibrit ve Benzin

   İkisi de farkındaydı ölümün geldiğinin. Bir kibrit ve bolca benzin... Sonlarını getirecekti. Hep beraber kaybolmak istemişlerdi. Tek beden, tek vücut, tek aşk olarak...
   Ona sevgilisi Penda derdi. Güneşli ama soğuk bir gün. Camdan son kez dünyaya baktı, derin bir nefes aldı ardından evden çıktı. Kısa saçları yanaklarını kesiyordu. Hafif esmer tenli, boyu da biraz uzundu. Kapının önünde duran siyah, eski bir motora bindi. Ölüm yolculuğu işte o zaman başlamıştı.
   İki saatin sonunda bir evin önünde durdu. Camdan onu gördü. Bast demeyi çok severdi ona. Upuzun kıvırcık saçları ince beline kadar iniyordu, göz kalemi bembeyaz suratında göz yaşlarını belirginleştiriyordu ama kararlıydı. O da ölüm yolcusuydu.
   Kısa süre birbirlerine baktılar. Ardından Bast pencereden kafasını "hazırım" anlamında salladı. Penda maskesini çoktan takmıştı. Yavaş yavaş girişe doğru yürürken silahı pantolonuna sıkıştırdı sonra deri ceketinin arasına gizledi. Sakindi. Merdivenleri çıktıktan sonra kapıya vardı. Zili çaldı. Bir süre bekledikten sonra yüzünden nefret lavları akan o kadını tekrar karşısında buldu. Hızlı davranmalıydı. Kadını itti, içeri daldı. Kapıyı kapattı. Ardından bembeyaz bir elin ona fırlattığı anahtarı yakalayıp kapıyı kitledi. Silahı kadına doğrulttu, Bast'ın elini kavrayıp yanına çekti. "Bizim gitmemize izin vermezsen öleceksin. Hala ölmek istiyorsan işimizi zorlaştırma"
   Kadın hiçbir şey söylemedi korkusundan ama konuşmamasını sağlamak zorundalardı. Bu yüzden onlar kaçana kadar onu bir kalorifer peteğine bağladılar. Ağzını sıkıca kapattılar, bu onu 2-3 saat idare ederdi.
   Koşar adımlarla evden çıktılar. Sarılmaya zaman yoktu. Gözlerine bakmaya bile... Motora atladılar, o şehri terk ettiler. İkisi içinde pis bir yeri burası. Kötü anıları barındıran... Özellikle Bast için.
   Uzun zaman sonra yıkık dökük bir köşkün içine girdiler. Eski bir yerdi burası fakat hala mahalleli içinde yıllar önce yaşamış olan iki aşığın hikayelerini anlatırdı. Penda bu yüzden seçmişti burayı.
   İkisinin de gözlerinde korku yoktu. İçeri girdikten sonra kapıyı yavaşça çektiler, hava artık tam anlamıyla kararmıştı. Bir bidon benzin alıp yere dökmeye başladı Penda. Bast bir anda bidonu kendi eline alıp "Ne olacaksa bir an önce olup bitsin. Bundan sonra sadece sen ve ben varız." dedi ve Penda'nın üzerine boşaltmaya başladı benzini. Penda iyice ıslandıktan sonra bidonu kendi eline aldı. "Sıra bende. Bu artık kendi dünyamızın başlangıcı olacak. Sevgimizin sonsuzluğu olacak." diyerek benzinin kalanını Bast'ın üzerine dökmeye başladı.
   Bast'ı yere yatırdı Penda yavaş yavaş. "Hazır mısın" diye sordu. Cevabını biliyordu. O bir şey söylemeden bakışlarından anlamıştı. Tek bir kibrit vardı elinde. Kadın'ının gözlerine baktı bir süre derin derin. Ardından kibriti baruta sürtmeye başladı. Bir uçtan diğerine kadar... Kıvılcımlardan alev çıkana kadar...
   Kibritle beraber yanmaya başladı bütün köşk. Bu ara da iki kadın da tek vücuttu. Çıplak bedenlerinin üzerinde elleri, ellerinin üzerinde alevler geziyordu. Benzin kül ve alev kokularını duymadan; kendi kokuları arasında kuruyorlardı yepyeni dünyalarını. Köşkü ve bedenlerini yakan sadece benzin değildi. Ölünceye kadar birbirlerinin oldular.
   Bir gün sonra rüzgar alıp götürdü küllerini tazecik dünyalarına. Kimsenin olmadığı aşk dolu dünyalarına...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder