30 Ekim 2013 Çarşamba

İkimiz

   Fazlasıyla sıcak bir gün. Güneş her yeri kavuruyor, dışarıda durmak mümkün değil.
   Onun yanındayım. Dar bir yatakta birbirimize sarılmış yatıyoruz. Evdeki sessizliği nefes seslerimizle  bozuyoruz. Her göz kırpışını sayıyorum, her kalp atışını hissediyorum. Kara perdelerle kapattığımız odanın içindeki tek ışık aşkımız. Zamanımız çok kısa. Kaçak görüşüyoruz o sıra. Bizi yakalamamaları gerekiyor. Bir an zamanı, dünyayı unutuyoruz. Sadece ikimiz varız. O ve ben...
   Öpüşmeye başlıyoruz. Birbirimizi hissetmeye... Öyle bir tutkuyla, öyle bir aşkla ve öyle bir özlemle... Tenimizin her hücresine iz bırakıyoruz. Kalplerimizin en derinlerine dokunuyoruz. Ellerimiz bedenlerimizde geziniyor. Vücudumuzun her kusurunu, her kıvrımını ezberliyoruz. Bedenlerimiz birleşiyor aşk ve haz ile... Ufak bir yorgunluk var gözlerimizde. Artık o benim, ben de oyum.
    Araladığımız pencereden yağmur sesleri gelmeye başlıyor. Ilık bir rüzgar esintisi çıplak bedenlerimiz üzerinde geziniyor. Kulağıma eğilip: "O kadar güzelsin ki... Yağmur yağmaya başladı" diyor. Biraz afalayıp kelimeleri toparladıktan sonra: " Sana sırılsıklam aşığım" diye fısıldayıp bir öpücük konduruyorum dudaklarına. Huzur yorgunluk hissini çoktan unutturmuş, maviye boyuyor hayallerimizi. Sevgi damarlarımızda dolaşıyor.
   Gülümseyerek "bir fincan kahve olsa hiç fena olmazdı di mi?" diye soruyor. Hiçbir şey söylemeden mutfağa gidiyorum. Biraz şaşırdıktan sonra anlıyor. Sıcacık iki fincan kahve yapıp getiriyorum odaya. Birer sigara yakıyoruz. Kahvesinden yudum alıyor ve " bu güzel mutlulukları gün gelecek turuncu karavanımızın içinde de yaşayacağız sevgilim" diye fısıldıyor. Beklemekten başka çaremiz olmadığını biliyoruz. Bir gün berbat hayatlarımızdan kurtulup mutlu olabileceğimiz yerlere gideceğiz. Bizi hiç tanımayan yerlere... Ve sadece ikimiz...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder